*
ACP * Kullanıcı Paneli * Üyeler * Arama * Pano Kılavuzu

Kayıt OlOturum Aç


| Sistem saati: 03 Eyl 2010, 14:54

Pano anasayfası » İSLAM » Kur'an Çalışmaları

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]






Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 5 ileti ] 
Bu Kategoride Arama:
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Nazar/ Göz Değmesi Yok: Olamaz
İletiTarih: 26 Nis 2008, 23:43 
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Nis 2008, 23:36
İleti: 1
Kendini Nasıl Tanımlıyor?: Kur'an Araştırmacısı
MAHMUT CELAL ÖZMEN
usve1970@yahoo.com
http://www.m-c-ozmen.blogspot.com


Nazar ya da göz değmesi konusunda halk arasında ve din bilginleri arasında yaygın inanç, onun sanki iman esaslarından biri olmasıdır.

Daha doğrusu onlara göre imanın altı şartı vardır. Yedincisi nazara, sekizincisi büyüye, dokuzuncusu muskaya, onuncusu hocaefendiye, onbirincisi türbeye, onikincisi mezheplere, onüçüncüsü tarikatlara, ondördüncüsü cevşene, onbeşincisi... Bunlara inanmazsanız, sizler sapkın kabul ediliyorsunuz. Tüm bunlara hadisleri kanıt getiriyorlar. Bir taraftan da inanç esaslarına ancak mütevatir haber kanıt olabileceğini söylüyorlar. Ne var ki bu konularda kendi ölçülerine göre bile bir tane mütevatir haber yoktur.

Nazar: Nazar değmesi, yerleşik tanımıyla, bazı kişilerin; çevrelerindeki insanlara, canlılara, hatta bazı kişilere ait eşyalara zarar verici, bakışlarındaki yıkıcı, çarpıcı ve öldürücü gücü ifade etmektedir.

Bu anlayışın sonucu sosyal, siyasal ve ekonomik sektörler doğmuştur: Okuyup üfleyen, hatta tüküren üfürükçüler, nefesi güçlü hocaefendiler, nazarlıklar, mavi boncuklar, kumaş parçaları, kurşun dökmeler, muskalar, tılsımlar, hamaylılar, cevşenler, nazar boncukları ve daha onlarca fetiş(doğaüstü gücü olduğuna inanılan canlı veya cansız varlık: tapıncak veya put) inançlar... Bu inancın yayılması için derin bir uğraş içinde olanlar, bu ve benzeri yollarla halkı kendilerine muhtaç etmesini bilmişlerdir.

Nazar ya da göz değmesiyle birçok insan maddi, manevi veya bedensel zarar gördüğüne inanmaktadır. Hatta nazara inanmayanları inançsızlıkla suçlamaktadırlar. Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, onlara göre imanın altı şartı vardır; sanki yedinci şartı nazara inanmak(!), sekizinci şartı büyüye inanmak(!), dokuzuncu şartı efendilerine inanmaktır(!) Eğer inanmazsanız, size kuşkuyla bakmakta, hatta kolaylıkla dindışı görebilmektedirler. Nazar değmesi yoluyla; kimisinin ev eşyalarının kırıldığı, kimisinin elektrik ve elektronik aletlerinin bozulduğu, kimisinin yüzünde çıbanların veya sivilcelerin çıktığı, kimisinin yatağından uzun süre kalkamadığı, kimisinin onulmaz hastalıklara yakalandığı ve doktor doktor dolaştığı, kimisinin işinde veya okulunda başarısız olduğu, kimisinin dostça ilişkilerinin bozulduğu, kimisinin de depresyona girdiği söylenmektedir. Acaba bu, gerçek neden midir? Olayı nazara bağlarsak, bu sorunları gerçek anlamda çözebilir miyiz? Nazara bağlamak çok mu mantıklı? Hayatımızda gördüğümüz zararların yüzde kaçının, yüzdeyüz nazara bağlı olduğuna somut bir biçimde tanık olduk? Yoksa bir iki kendi kuruntumuz, yüzlerce de başkalarının kuruntularıyla mı olaya gerçeklik kazandırıyoruz?

Nazara bilimsel kılıf arama gibi bir hezeyan kulaktan kulağa oldukça yayılmıştır. Dünyadaki din mensuplarının birçoğu, kendi uydurma inançlarına hep bilimsel bir dayanak arayarak, inandıklarını meşrulaştırma yoluna gitmiştir. Oysa bir konunun bilimsel olup olmadığını anlamanın açık bir yolu vardır. Eğer bir çalışma uluslar arası düzeyde kabul görmüş bir bilim dergisinde makale olarak yayımlanmışsa, bu konu bilimsellik kazanmıştır demektir. Bu dergilerin sayısı çok fazla değildir. Bu dergilerin, bilimsel çalışmayı yayımlama kriterleri vardır. Bu kriterlere uyuyorsa, o takdirde yayımlanabilir; yoksa siz 50 yıllık profesör olsanız, 500 kitap yazmış olsanız dahi, bu ölçütlere uymuyorsa yayımlanmaz. Bu dergilerde yayımlanmış bazı konuların bilimsel olup olmadığı yeni baştan tartışılabilir. Ama burada yayımlanmamış bir konunun bilimsel olarak ispatlandığı iddia edilemez. Bu bilimsel dergilere iki örnek vermek istiyorum: Science(Bilim) http://www.science.com ve Nature(Doğa) http://www.nature.com. Nazarın veya başka konuların bilimsel olarak kanıtlandığını iddia eden bir kafa, bu konunun hangi bilim dergisinin hangi sayısında olduğunu belgelerse, bunun bilimsel olduğunu düşünebiliriz.

Nazarın dindeki kanıtına Kur’an ve hadis kitapları gösterilmektedir. Şu bilinmelidir ki Kur’an’da açık-net biçimde nazarı ifade eden bir ayet yoktur. Ancak ayetlerin anlamını zorlayarak mantıkdışı birçok konu için her türlü sonucu çıkarmak olasıdır. Bu, Kur’an’ın istismara açık olmasından değil, tüm erdem ve adalet kitaplarının kapsamlı ve ince ayarlı oluşundan dolayı istismarcıların kendilerine pay çıkarabilmesidir. Nazarın açık kanıtını hadis kitaplarında bulabiliriz. Hadis kitapları; esenlik dileğinde bulunduğumuz Peygamber ‘in ölümünden yaklaşık ikiyüz yıl sonra yazılmış, içerisinde doğru sözlerin yanısıra, uydurma sözlerin de karıştığı onlarca ciltlerden oluşan Peygamber ‘e yakıştırılan sözleri içeren kitaplardır. Bir hadis(Peygamber ‘e yakıştırılan söz), Kur’an’a aykırı ise, o söz Peygamber ‘e ait değil, başka birine ait uydurma bir sözdür. Meşhur altı hadis kitabında 4041–4042–4043 ve 7004 no’lu hadisler, nazar konusundaki hadisleri aktarmıştır. Bu hadislerde, nazarın hak olduğunu, nazarı değen kimseye abdest aldırılıp, hatta bacaklarını da yıkatıp, abdest suyunu nazardan etkilenen kişinin üzerine sırtından dökmek gerektiğini anlatır. Bu sözün kesin doğru olduğuna inanıyorsanız, bu tedavi yöntemini tartışamazsınız.

Anlamsal zorlamalarla Kur’an’dan nazara kanıt olarak getirilen, nazar duası veya nazar ayeti, 68/Kalem/Suresi,51-52’dir.

68/51-“İnkâr edenler, Kur’an’ı dinlediklerinde, bakışlarıyla seni neredeyse devireceklerdi. (Peygamber hakkında)O, bir delirmiştir, diyorlardı.”

68/52-“Oysa o(Kur’an), tüm insanlık için bir öğüttür.”

Bu ayetlere dikkat edilirse, eğer nazar varsa, diyelim ki var;

a)Allah ‘a inananların değil, inkâr edenlerin nazarları değmektedir(!)

b)Yine nazar varsa, inkâr edenlerin nazarları her zaman değil, Kur’an’ı dinledikleri zaman değmektedir(!)

c)Nazarları değince de, Peygamber ‘e zarar vermek istemişler, ama zarar verememişlerdir(!) Çünkü ayette neredeyse diyor, demek ki zarar verememişler.
d)Aynı ayette, Peygamber ‘i delirmişlikle suçladıklarına göre, bu durumun, kıskançlıklarından değil, öfke, kin ve nefretlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Ayette asıl konu Peygamber değil, Kur’an karşıtlarının Kur’an ‘a tahammülsüzlükleri olduğunu öğrenmekteyiz. Dinde kendisine önemli bir rol yükleyen katı bir inanır, Kur’an’dan kendi inancına ters bir bilgi geldiğinde, bunun savunucusunu bakışlarıyla delmek, devirmek ve yıkmak istemez mi?

Nazara diğer bir kanıt olarak Kur’an’dan Felak ve Nas sûreleri getirilir. Bu iki sûrede de nazara doğrudan bir vurgu yapılmaz.

Felak sûresinde; kötülüklerden Allah ‘a sığınmadan söz edilirken, kıskancın yapabileceği kötülüklerden de Allah ‘a sığınılır. İnsanların birbirine yaptığı yüzlerce kötülük varken, nazarın akla gelmesi dinin mantıkdışına itilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.

Gerici dini anlayışlarda; mantığı, doğal dürtüleri ve kadını, ya bastırmak veya dışlamak egemendir. Kıskançlığa en somut örnek, eşlerin veya sevgililerin birbirlerini kıskanmasıdır. Bu kıskançlıkta eşler, acaba gözleriyle mi, yoksa sözleriyle ve davranışlarıyla mı birbirlerini rahatsız ederler?

Bu arada, eğer nazar varsa, Müslüman olmayanlar, Felak ve Nas sûresi gibi duaları bilmediklerine göre, nazarla ilgili sorunlarını nasıl çözecekler? Yoksa sadece Müslümanlara mı nazar değmektedir? Müslüman olmayanları nazar etkilemez mi(!)?

Kur’an ‘da nazara inanmak bir tarafa, nazar inancını reddeden ayetler oldukça net ve açıktır. 42/Şura Suresi,30: “Başınıza gelen her türlü musibet(bela, kötülük, olumsuzluk), sizin kendi ellerinizin işlediklerinden kaynaklanmaktadır. Allah, çoğunu da affetmektedir.”

İkinci ayet, 4/Nisa Suresi,78–79’da buna kanıttır. 4/79: “Sana gelen her iyilik, bil ki Allah ‘tan ‘dır. Sana gelen her kötülük de, kendindendir…” Bu ayetlere göre, insanı derinden etkileyen her türlü olay, BÜYÜ, UĞURSUZLUK, ŞANSSIZLIK, KADER, BURÇ, MUSKA VEYA NAZAR kaynaklı değildir. Kendi yaptıklarımızdan dolayıdır.

Allah’ın bilgisi ve kontrolü dışında hiçbir şey gerçekleşmez: (6/En’am Suresi,59) Bu gerçeği göz ardı edip, olayı bu kavrama bağladığımızda ya da bu kavramın gücüne inandığımızda, Allah devredışı kalmış olmuyor mu? Allah’ı edilgen, etkisiz ve yetersiz görmüyor muyuz? Allah ‘tan başkasına insanüstü veya doğaüstü güç yakıştırmak, Allah ‘a ortak arayışı olmaz mı?
İnsanların bakışlarıyla birbirlerini rahatsız etmeleri veya endişeye düşürmeleri dışında bilimsel olarak ispatlanmış elimizde herhangi bir bilimsel bulgu yoktur. Her dinde mensuplarından birçoğunun bilimsel kılıf uydurmaya kalkışmaları, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geçerlidir.

Oldukça kuraldışı(istisna) olarak görülen, özel eğitimden geçmiş bazı kişilerin gösterileri, zaten bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Özel eğitimle, hokkabazlıkla ve illüzyonla (yanılmaca) yapılan gösteriler, konumuzun dışındadır.

Bir kasabanın, bir ilçenin veya bir ilin tüm insanlarını incelemeye alalım: Bakışlarıyla, bir binayı, bir ağacı, bir insanı deviren kaç kişi bulabiliriz? Bakışlarıyla televizyonu yerinden indiren, arabayı durduran, insanın kolunu-bacağını kıran, gözünü çıkaran, bir elbiseyi yırtan, üzerimize taş fırlatan, altımızdan koltuğu çeken kaç kişi vardır? Bu ve benzeri inançlar, halkı uyutan ve uyuşturan, kendisinden ve kendi gölgesinden bile korkutan inançlardır. Böylesi inancın yaygarasını koparanlar; nazar ve büyü teraneleriyle, evinde eşya bozulunca faturayı komşuya, çocuk başarısız olunca faturayı bir başkasına çıkararak halkı farkına varmadan birbirine düşürmektedirler. Çünkü onlara göre, nazarın kim de olacağı belli olmaz, kimin kime zarar vereceği de belli olmaz. Onlar; nazar, büyü vb. inançlarla insanların başarısızlıklarını, sıkıntılarını, hastalıklarını ve zararlarını gizemli bir şekilde başkalarına yıkmakta, sorumluluğu başkalarına yüklemekte ve insanları birbirlerine düşman etmektedirler.

Nazar; toplumda dedikoduyu, arkadan çekiştirmeyi(gıybeti) ve ikiyüzlü ilişkileri besleyen, insanları birbirine düşman eden, sevgi ve dostluk ilişkilerini ortadan kaldıran, insanları kendi gölgesinden bile korkutan bir anlayışı körüklemiştir. Yaşadığı çoğu sorunu nazara bağlayanların insan ilişkileri son derece yapaydır. Sevgi iddiaları, çürüktür. Saygı gösterileri yapmacıktır. Nazara bağladıkları olaylar, ya kulaktan dolmadır veya kandırmacadır, ya da malzeme olarak kullanacağı binde bir olay, inatçılığı yüzünden önüne çıkarılmış ve sapmasına bir neden bulmuştur. Zaten her türlü uydurma inanç için de kullanacağı bir malzeme ve bahane yok mudur(!)?

Kur’an’da nazar, büyü ve uğur gibi gizli ve gizemli güçlere bağlı bir inanç yoktur. Her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğuna, Allah dilemedikçe kimsenin sıkıntı ve zarar veremeyeceğine: (6/17–71, 7/191–198, 10/18, 106–107, 21/66, 22/12–13, 33/17, 39/38, 46/4–5, 48/11) ve başımıza gelen sıkıntıların kendi işlediklerimizin sonucu olduğuna: (4/78–79, 42/30) dair bu ayetler incelenebilir.

Nazar(bakışlardaki yıkıcılık) inancının tutarsızlığı(Şans/ büyü/ uğur/ tesadüf-rastlantı / yazgıcılık)

1. Allah, bizi hak etmediğimiz bir nedenden dolayı, sırf birisi baktı(nazar etti) diye cezalandırmaz. Cezalandırması, O’nun adalet anlayışına ters düşer: (11/101, 16/118, 43/76)

2. İnsanın başına gelenler, kişinin kendi yapıp ettiklerindendir: (42/30, 4/79)

3. Birisine(bir çocuğa) veya bir eşyaya sevgiyle baktık diye onun başına gelenlerden biz sorumlu tutulamayız: (52/21, 74/38)

4. Birisine(bir çocuğa) veya bir eşyaya sevgiyle bakmak kınanmamıştır: (3/14)

5. Allah isteyip uygun görmedikçe kimsenin sıkıntı ve zarar veremez: (6/17–71, 7/191–198, 10/18, 106–107, 21/66, 22/12–13, 33/17, 39/38, 46/4–5, 48/11)

6. Kötülüğü ve zararı başkasından bilmek Kur’an’ın öğretisine aykırıdır: (4/78–79)

7. Kur’an’da nazara(bakışlardaki yıkıcılık) olur veren bir ifade ve nesnel(somut) olarak kanıtlanmış bilimsel bir bulgu yoktur. 68/51 ‘de, Tanrı karşıtlarının vahiy elçisi Muhammed ‘e olan öfkelerini ve onu doğru yoldan kaydırma isteklerini anlatmaktadır. Nitekim benzer ifadeler başka ayetlerde de vardır: (17/73–76)

8. Nazara(bakışlardaki yıkıcılığa) inanmak; sorumsuzluklarımızı, başarısızlıklarımızı, eksikliklerimizi, hatalarımızı, kusurlarımızı başkalarına yüklemektir.

9. Nazara(bakışlardaki yıkıcılığa) inanmak; toplum içinde insanları birbirine düşürmek, dedikodu ve bölücülük yapmak, dertlerimiz, sorunlarımız, sıkıntılarımızın kaynağını yanlış yerde aramak ve böylece sorunları katlanarak sürmesine neden olmaktır.

10. Milyonda bir olasılığın gerçekleşmesi, bizim kaderimizde yazılı olması, tesadüf, rastlantı veya şansla değil, dürüstlüğümüz, emek ve çabamızladır. ÖSS sınavı gibi..

_________________
MAHMUT CELAL ÖZMEN


İletiyi rapor et
Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nazar/ Göz Değmesi Yok: Olamaz
İletiTarih: 27 Nis 2008, 00:19 
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Şub 2008, 01:34
İleti: 144
Nazar Hak Olabilir mi ?

Kur'an'ın son iki suresine muavvizât/muavvizeteyn de denmektedir. Bu iki sure bazı şerli unsurlardan Rabb'e sığınmak telkin edildiği için bu ismi almışlardır. Besmeleden önce okuduğumuz "eûzü" duası da, yerilmiş şeytandan Allah'a sığındığımız için bu ismi almıştır.

Felak ve Nâs surelerinde bazı yaratıkların, karanlığın, düğümlere üfleyenlerin, hasetçinin, vesveseci hannas'ın şerrinden Allah'a sığınılması önerilir; fakat "nazar edenden", "göz edenden" ya da "nazar değmesinden" şeklinde herhangi bir ifadeye yer verilmez. Böyle olmasına rağmen, geleneksel din anlayışında göz değmesi gerçektir ve çoğunlukla Felak suresinin son ayetine istinat ettirilir.

"Göz değmesi" ya da "nazar değmesi" mecazi olarak, kötü niyetli bir adamın, uğursuzluk getirmesi sonucu bir felakete uğramak, hasta olmak, bir belaya maruz kalmak anlamında kullanılmaktadır. Anadolu'nun hemen her yerinde görülen bu inanışın dinî bir dayanağı olmadığı gibi, aklî ölçülerle izahı da mümkün görünmemektedir. Eski Türk dinî inançlarından bir miras olduğunu zannettiğimiz bu inanış ne yazık ki halk yığınlarını çok büyük çapta etkilemektedir.

Türkiye'de insanlar bazı yeşil gözlü "şerir" insanların nazarının değdiğine, felaket getirdiklerine kesinkes inanmakta, bu düşünceyle hem kendilerini rahatsız etmekte, hem de zann altında tuttukları insanlarla ilişkileri olumsuz yönde etkilenmektedir.

Biz, genelde, nazar değmesinin Kur'anî dayanağı olarak kabul edilen Felak suresinin 5. ayeti üzerinde durmak istiyoruz.

Bu ayette "haset eden kişinin haset ettiği zaman" şerrinden Felak'ın Rabbi'ne sığınmamız önerilir. Ayetler dikkatlice okunursa burada, "haset eden"den bahsedilmekte ve "haset ettiği zaman" şerrinden sığınmak tavsiye edilmektedir. Altını çizdiğimiz bu hususlar akıldan çıkarılmamalıdır.

Haset etmek, hir nimetin, sahibinden gitmesini, sahibinin onu kaybetmesini temenni etmektedir (1). Hâsid de bu temennide bulunan kişidir. Bunu biraz açarsak şunları söyleyebiliriz.

İlk izlerini Adem'in iki oğlundan Kabil'de gördüğümüz kıskançlık insanın fıtratında mevcuttur. Kur'an'ın bazı ayetlerinde de bir toplumun kıskançlığından bahsedilmiştir. (2/109; 5/54 v b.) Hz. Muhammed'i ve O'na gelen vahyi kıskanan Mekkelilerden de söz edilmektedir. Mekke'li kafirlerin Hz. Peygamber'den Kur'an'ı işitince duydukları kinden ve kıskançlıktan adeta kahroldukları, O'nu, devirecekmiş gibi baktıkları anlatılmaktadır (68/5l). Yani kinleri ve hasetleri adeta gözlerinden okunmaktaydı müşriklerin...

İnsan, bir zaaf eseri olarak, hemcinsinin elindeki bir nimeti kıskanmakta, bu nimeti kaybetmesini, ızdıraplara garkolmasını canü gönülden arzu etmektedir. Kardeşinin elindeki değerlerden dolayı adeta kendini heder etmekte, kahrolmaktadır. Kafasını kemiren şeytanî duygular, hemcinsindeki o değerlerin yok olup gitmesine kelimenin tam anlamıyla kilitlenmiştir.

Kıskanılan değerler para, mal-mülk, servet gibi maddi zenginlikler olabileceği gibi; bilgi, makam, güzellik, huzurlu bir yaşam gibi gayri maddî değerler de olabilir.

Kıskançlık bizatihi çirkindir. Başkalarını örnek edinmek, onlar gibi olabilmeyi, hatta geçmeyi istemenin kıskançlıktan bir farkı vardır, fakat Elmalılı M. Hamdi Yazır'ın dikkat çektiği gibi (2), kıskançlık kişinin kalbinde kuvvede (potansiyel halde) kaldıkça insanlar için tehlike arzetmez. Aksine bu durumda, hasetçinin kendisini kahreder, yer bitirir. "Keskin sirke küpüne zarar" hükmü gereğince kıskanç da kendi bâtınını çürütür.

Zaten eğer ki sırf birileri diğerini kıskanmakla, kıskanılanlara (haset edilen) zarar verilebilseydi, yeryüzünde hiçbir insanın can ve mal güvenliği olmaması gerekirdi.

Herkes islediği kişiyi anında zîr ü zeber ederdi, ki bu, insanın kudretine verilmiş bir imkan değildir.

Eğer ki birilerinin hasedi, kıskançlığı diğerini bozguna uğratabilseydi Hz, Muhammed'in nübüvvellen sonra yirmi üç yıl değil, yirmi üç gün bile hayatta kalmaması gerekirdi. Nitekim O'nun kıskanıldığına Kur'an'ın işaretini yukarda vermiştik.

Şu halde, haset edenin şerri "haset ettiği zaman" ortaya çıkmaktadır. Yani hasetçi hasedini dışa vurup, hasedinin gereği fiiliyatta bulunduğu zaman ancak tehlikeli olmaktadır. Haset eden kişi, örneğin, kıskandığı insana sözle sataşabilir, saldırıda bulunabilir. Birtakım entrikalar içine girebilir, iftiralar, dedikodular, fitneler çıkartabilir. Özellikle iftira ve dedikodu fitnesi en şiddetli fiilî saldırıdan daha beterdir. Dil yarasının kılıç yarasından Deier olduğunu özellikle yaşayanlar çok iyi bilirler.

Kıskanç insanlar çok zaman "eşeğini dövmeyen palanını döver" cinsinden, kıskandığı kimsenin ekinini yakar, ağacını söker, hayvanını zehirler. Artık şimdilerde, tahrip gücü yüksek bir bomba kıskanç kimse için en kestirme bir çözüm yolu oluşturmaktadır... Öyleyse, haset edenin şerrinden Allah'a sığınmamız için çok neden bulunmaktadır.

Nazar değmesiyle haset arasında kıskançlık bağlamında bir alaka sözkonusudur. Yani nazarı değdiğine inanılan kişiler de kıskanç kabul edilen insanlardır. Komşusunu çekemeyen insanın bakışlarının (nazarının) sırf bakış olarak kaldığı sürece, muhatabı için bir tehlikesinden bahsetmek olanaklı değildir.

Bu, "nazar eden"in kendi sorunudur! Bununla beraber, şu hususa dikkat etmek gerekir:

İnsanlar nazar değmesi diye bir hadiseye inanmışlarda, peşin peşin kendilerini etki (teshir) altına sokmuşlardır demektir. Bu durum insan psikolojisi ile çok yakından ilgilidir (3).

Nazar değmesine kendilerini şartlandıran insanlar, başlarına gelen en küçük bir olayı bile nazara atfetmekte sakınca görmemektedirler. Halbuki insan, hayatı boyunca hiçbir sıkıntı ile karşılaşmayan bir varlık değildir.

Yani insanlara nazar değmemekte, sadece yorum yapılmaktadır. Nazar spesifik bir kanaati yansıtmakladır.

Hiçbir hasetçinin kıskanç bakışları (nazarı) insana uğursuzluk getiremez. Eğer böyle hir imkan olsaydı nazarı en fazla ideolojik alanda kullanmak fonksiyonel olurdu. Silahsız sopasız, düşmanınızı nazarla yere sermek oldukça keyif verici olurdu herhalde... İktidar kavgasında muhalefet liderleri de sanırım nazardan çokça yararlanabilirlerdi

Bunun da ötesinde, örneğin, zenginin malı züğürdün çenesini yorar da nazarı ona bir zarar veremez! (Böyle bir şeyi arzu ettiğimiz sanılmasın. Zira sırf zenginliğinden dolayı insanları kıskanmak müslümanın ahlakı olmamalıdır.)

Ve nazar ne hikmetse genelde orta halli ailelerde ve bilhassa yeni doğan çocuklara değer!
Allah Ali İmran suresinin 110-120. ayetlerinde kıskanç/kindar insanların şahsiyetlerinden bir kesit sunmaktadır. Bizim dışımızdaki inkarcıların bize olan kin ve kıskançlıklarından dolayı parmaklarını ısırdıklarını bu ayetler bildirmektedir. Ama sabreder ve Allah'dan korkarsak bunların hilesinin bize hiçbir zarar veremeyeceği -çok şükür ki- müjdelenmektedir!

İslamî kardeşliğin olmadığı dünyada insan insanın kurdudur. Fakat insan hayatı, bir diğer insanın gözlerinden çıkacak "nazar manyetik dalgalarıyla"(?)tehlikeye düşecek kadar da pamuk ipliğiyle bağlı olamaz, olmamalıdır.

Nazarı gözden yayılan manyetik ışınlarla v.b. izah etmenin tamamen zorlama ile kotarılan bir yorum olduğuna inanıyoruz. Bu yorumlar spekülasyonlarla doludur. Şu var ki, kem gözlü ve şom ağızlı insanların hitap biçimleri, kullandıkları kelimeler, yüz hatları v.s. karşısındaki kişiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bu bağlamda insanın arkadaşından duyduğu bir tek kelime bile o gün hayatını zehir etmeye yetebilir. Bunlar ise nazarla alakalı şeyler değildir.

Nazardan korunmak için başvurulan çareler ise bazan çok komik, bazan da üzücüdür. At kafasından kurbağa iskeletine, merkep gübresinden mavi boncuğa kadar bir dizi enstrüman, tevhide inanan bir halkın, medet umduğu aracılar olmamalıydı! Bu araç gereçler folklorik bir kıymet ifade ederlerse de, dini bakımdan hiçbir şey ifade etmezler. Hatta sahibini, inanç durumuna göre şirke bile düşürebilirler.

Halbuki, Allah dilemedikçe hiçbir kimse hiçbir kimseye zarar veremez. Bu konuda 10/1O7. 48/11 ve 72/21 gibi ayetlerin dikkatlice okunması yararlı olur kanısındayız.

Sonuç olarak, insanları Allah'ın dışında, anlamsız korkularla zaptu rapt altına almak onlara yapılacak en büyük zulümdür, diye düşünüyoruz. Müslüman, Allah'ın izin vermediği bir biçimde, yani öyle bir imkan tanımadığı halde, nazar gibi mevhum korkularla endişeye kapılmamalıdır. Mitolojik kalıntılarla kendimizi kuruntulamamız doğru olmaz. Bununla beraber, insanlardan gelebilecek her türlü sözlü ve fiili saldırılara karşı da Allah'dan sabır ve dua ile yardım istemeliyiz.

NOTLAR:

1- Müfessir Hazin, Mecmuatut Tefasir, 6/600; E, Hamdi Yazır, 9/357.
2- Elmalılı, 9/357.
3- Bu konuda AKAŞA yayınlarının, J.E.Addington'dan çevirdiği Yüzde Yüz Düşünce Gücü adlı kitapdaki ilginç izahlardan yararlanılabilir.

İktibas dergisi1996

_________________
(Fussilet:33)


İletiyi rapor et
Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nazar/ Göz Değmesi Yok: Olamaz
İletiTarih: 27 Nis 2008, 01:09 
Yeni Üye

Kayıt: 23 Mar 2008, 02:08
İleti: 45
Kendini Nasıl Tanımlıyor?: Sanatçı
Merhaba.

Değerli insanlar.

Anlı şanlı, toplumda sükse yapan siz değerli insanlar. Size diyorum. Sözüm bırakın meclisten içeri olmayı direkt olarak bakanlar/bakabilenler kurulunadır.

İnsanları yönetmek ne kadar zor ise fikirleri yönetmek de bir o kadar zordur.

Bir başbakanın sıradan bir bürokratik yazışmayı takip etmesi o başbakanın iyi bir başbakan olmadığı anlamına gelir. Başbakan dediğiniz şahsiyet iş takipçiliği yapmaz. Bunu bizim sektöre uyarladığımız zaman, avam kamarasında oturan insanların eften püften (!) konuları kendine gündem etmesi onlara bir değer katmaz. Hele hedef kitleye hiç katmaz. Alim dediğiniz adam da fikir takipçiliği yapmaz. Fikir üretir. Üretkendir. Aksiyonerdir. Köşe yazarı yahut köşelerin yazarı olamaz. Olmamalı.

Bunlar sıradan bürokratik söylemlerdir. Yani koskoca Sayın M.C.Ö'nün nazar boncuklarıyla uğraşması olacak iş değildir. Bırakın efendim sivrisineğin kanıyla ilgili fetvayı başkaları versin. Hüseyin öbür yanda canıyla uğraşıyor.

Sonra da diyorlar ki bu topraklardan niye boncuk büyüklüğünde bile büyük alim çıkmıyor? Niye çıksın ki? Alimlerimiz maalesef Ayşe bibi'nin, Kudret hala'nın kendisine hobi olarak seçtiği nazarla boncukla uğraşıyor. Hobi alimciliği yapıyorlar.

Yani hani imkan elverse de bu yazınıza bir nazar boncuğu taksak. Aman nazar değmesin. Çok kuşatıcı bir bilgi olmuş. Zaten bu tip konulardan iki görüş çıkar. "Saçmalık canım bu" diyesi gelenler ve "ayy ben çok inanırımm nazara kız" diyesi gelenler. Kimse bu işlere delilli melilli yaklaşmaz. İşte bütün delil bu iki cümledir. Sizinki de üçüncüsü değil hani.

Sonuç itibariyle "nazar etme ne olur yaz senin de olur" dedirten cinsten bir makalat olsa idi nazar var mıydı yok muydu denemiş olurduk? Amma velakin malzeme elverişli değil.

Selam.

_________________
Kendime ait ilginç fikirlerim var. Bazen fikirlerimin bazısına katılıyorum, bazısına katılmıyorum!


İletiyi rapor et
Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nazar/ Göz Değmesi Yok: Olamaz
İletiTarih: 27 Nis 2008, 01:35 
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Nis 2008, 06:26
İleti: 102
böyle kisilere ancak "öfkenizle geberin" demek yeterlidir.


İletiyi rapor et
Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Nazar/ Göz Değmesi Yok: Olamaz
İletiTarih: 27 Nis 2008, 15:03 
Yeni Üye

Kayıt: 26 Nis 2008, 22:13
İleti: 2
Kendini Nasıl Tanımlıyor?: Kur'an Araştırmacısı
Selamlar
"Nazar varmıdır; yok mudur?" konusu eften püften bir konu değildir. İnsanların sorumluluklarını birbirlerine yüklemesini, bir takım kişilerin insanların hayatlarına bir bakışıyla yıkım getireceği inancının islami yani Allah kaynaklı olduğunun yaygın bir şekilde inanılması; bu tarz konuların yanlışlığının ortaya konması gerektirir. Azımsanmayacak sayıda yüksek eğitime sahibi kişiler nazara inanmaktadır; bunun sebebi inanç konusunun sorgulanmaz olarak öğretilmesi, toplumsal hurafelerin dinle içiçe girmiş olması ve kişilerin Kuran'ı hayatlarının dışına itmiş olmalarından kaynaklanmaktadır.
Nazar inancının uydurma olduğunun bilinmesi; insanların kişisel sorumluluklarının bilincine varmalarını sağlayacak, başlarına gelen olayları tesadüfe, rastlantıya, nazara, kadere bağlamalarının önünü kesecektir.
42/Şuara Suresi 30: Size isabet eden her musibet, ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. Allah çoğunu da affeder.


İletiyi rapor et
Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Forumu Daha İyi Nasıl Kullanabileceğinizi Öğrenmek İçin Tıklayın Kur'an Nesli Dergisinin Yeni Sayısını İncelemek İçin Tıklayın
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 5 ileti ] 

Pano anasayfası » İSLAM » Kur'an Çalışmaları

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]


 BU KONUYLA BENZER KONULAR

 FORUM
 YAZAR
Talep edilince neden sarfı nazar edelim!  Öykü - Deneme  MustafaCilasun

 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Yahoo [Bot] ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git: